14 Aralık 2012 Cuma

Ben ışıktan hızlıyım..

       Öyle bir kural koyarlar ,geçilemez..
       Polis veya Jandarma ya da güvenlik elemanı değil..Fizikçiler..
       Sonra hesaba kitaba girer geçildiğini gösterirsiniz..
       Ondan değil de bundan..Öyle değil de böyle..
       İşte örnek..
       Buradan beş ışıkyılı uzakta bir güneş sistemi düşünün..
       Oradan buraya ışık beş yılda geliyor..Buradan da oraya aynı hızla gidiyor..
       Buraya kadar herşey güzel..
       Bir roket buluyorum atlıyorum içine..Ver Elini o güneş sistemi ..Nasıl mı orası önemli değil..
      Roket de çok hızlı ışık hızına yakın bir hızda..
      Bir köşeye de dedemden kalma saati koyuyorum..
      Giderken beni uğurlayanlarla saatleri ayarlıyoruz..Takvimleri de..
      Gidip hemen dönüyorum..Yakıt hak getire..
      Gelir gelmez saatleri takvimleri kontrol ediyoruz..
      Beş yıl on dakika onlar ölçmüşler...
      Ben ışıktan hızlı olduğuma eminim..
      Üçbuçuk yılda gitmiş gelmişim..
      Hesaplar böyle..
      Bu hesapların hiç birinde bir yanlışlık yok..
      Işık hızına yakın gittiğimden zaman yavaşlıyor..
      Ben ışıktan hızlıyım..
      Bir düşünün ben haklı değil miyim?
      Dedim ya bir düşünün...

9 Aralık 2012 Pazar

Karıncanın fizikçilere ettiği..

                 Evren genişliyor ,hem de büyük bir hızla gözümüzle ,yani tam gözümüzle değil de yapabildiğimiz en gelişmiş aletlerle görebildiğimiz galaksilerdeki yıldız patlamaları bizden ışık hızının sekiz katı kadar hızla uzaklaştıklarını gösteriyor..
                Bu bize evrenin çok büyük bir hızla genişlediğini gösteriyor..
                Bunu niye ben hissetmiyorum..?
                Soru böyle olur..
                Bu kadar hızı hissetmiyorsan neyi hissedeceksin..?
                Bu soru öğretmenlerimin kalın kafalı olduğumu ispatlamak için sordukları sorulara daha çok benziyor ama doğru soru..
                Bu şişen bir balonun üstündeki karıncanın bunu hissetmeyeceğini söyleyerek açıklıyor fizikçiler..
                Karınca demişken ,fizikçilerle karıncanın başka bir hikayesi daha var..
                Kağıt bir düzlem..
                Düz bir iki boyutu olan kalınlığını hesaba katmıyoruz tabii bir düzgün alan..
                Karınca bunun üstünde yürüyor..
                Biz bu kağıdı büküp boru yapıyoruz..
                Kağıt bizim evrenimiz ,evreni boru yapıyoruz..Karınca ya da biz evrenin büküldüğünü anlamadan düz evrende devam ettiğimizi sanıyoruz..
                Evren büküldüğünde ne oluyor..
                Zaman ve evren büküldüğünde neler oluyor..Neler olur..
                Kağıdın öteki ucuna giderken en kısa yol nerede?
                Bir yerden bir yere giderken kullandığımız en kısa yol bir doğru olabilir mi?
                İki nokta arasında gidilen en kısa yol ne kadar zamanda gidilir?
                İki nokta arasında en kısa zamanda gidilen yol, en kısa yol mudur?
                İşte karıncanın başımıza açtığı iş..
                Bir düşünün..Karıncanın ettiğini fizikçilere..
                Bir düşünün..

6 Aralık 2012 Perşembe

21 Aralık ta gelsin çarpsın..

          Korku travmasını çok severiz insan olarak..
          Adrenalin salgısı bir uyuşturucu madde gibi çok çabuk bağımlılık yapar ve onsuz yaşayamaz oluruz..
         Korkacak bir dolu nedenimiz vardır..Korkarız..
         Ama daha büyük korkuları yaratma eğilimimizde bize yeni korkular bulmak konusunda destek olur..
        Plutonu şu anda gözlemliyoruz..O oradan yolunu şaşırıp üstümüze gelse..Bir seneden fazla yol yapıp anca bizi bulur..En hızlı direk gelse tahmin bu daha erken olmaz..
        Ya ondan büyük , dünyanın en az dört katı büyüklüğünde bir gezegen ..
        Göremezmiyiz..?
        Bir de haberimiz varsa ,onu arıyorsak..
        21 Aralık ta çarpacak olandan söz ediyorum..
        Şimdi bile yakalayamadıysak ...Göremiyorsak onu..
        Vay halimize..
        Gelsin çarpsın..Hakkıdır..
       
       

4 Aralık 2012 Salı

Sicim teorisi üzerine...

        Fizikten konuşuyorum.. Matematik diyorum.. Kimya üstüne laflar ediyorum.. Evren diyorum..
        En sonunda bir düşünün diyorum..
        Fizik ,kimya ,dünya ,evren ,parçacıklar ,atomlar sizin sevmediğiniz şeyler olabilir..
        Düşünün nereden çıktı..
        Şimdi kafanızı karıştırıp başınızı ağrıtmayayım..
        Düşünün diyor olmamın basit bir nedeni var..
        Biraz okuyup , dünyada ki olaylarla ilgileniyorsanız duymuşsunuzdur..
        Sicim teorisi..
        Her şeyin teorisi olması beklenen teori..
        O teoriyi inceleyen ve üzerinde çalışan uzmanlar bunun böyle olacağından umutlu..
        Bu teori nasıl ortaya çıktı..
        Seksen yaşında kanaviçe ören ,yapan bir kadın..
        Karmaşık düğümler üzerine bunu başlattı..
        Fizikçilerin yaklaşımı böyle bir şeye biraz uzaktan bakmak dudak bükmekle başladı ama ilgilendiler en sonunda..
        Onun için diyorum..
        Bir düşünün...

2 Aralık 2012 Pazar

Büyük Patlamayı görebilirmiyiz?

             Bir sabah kalkıyor güne başlıyorsunuz..Güne başladığınız yer uyandığınız zaman mı? Hemen televizyonu açıyorsunuz..Gün sizden önce başlamış..Haberler size günün  sizden çok önce başladığını söylüyor..
            Başka bir soru zaman ne zaman başladı?
            Ya da evrenin kuruluş anı büyük patlama ?
            Evet bu sorunun büyük bir bölümü anlatılıyor..Biz görebilir miyiz bu anı..?
            Şu ana kadar gördüğümüz en uzak galaksiler ve onlardaki patlamalar daha büyük patlamaya çok uzak mesafeler ve bu galaksiler ışık hızından daha hızla bizden uzaklaşıyorlar gibi..
            Işık hızından daha hızlı mı?..
            Evren genişliyor..
            Büyük patlamayı görürmüyüz .?
            Çok yakın bir yere kadar göreceğimize inanıyorum..
            Ama..
             Burada kütüphanemizden bir Red kit alıp altına hücum bölümünü okuyalım..Hem eğlenceli olur..Hem de oradan bir sonuç çıkarabiliriz..
             Altına hücum nasıl oluşuyor..Gazeteler ,atlı postacılar,trenler ,bağıran insanlar,telgrafçılar..
             Bunlar nedir?
             Bilgi ve haber taşıyıcıları..
             Büyük patlamada ne ve nasıl oldu ? Bence bunu hiç bir zaman öğrenemiyeceğiz ..
             Neden ?
             Bilgi ve haber taşıyan parçacıklar daha sonra oluştu ..Bir çoğu da bize ulaşamadan daha ilk saniyelerde yok oldu..
             İşte bu nedenle ulaşamayacağız gibi geliyor bana..
             Size de öyle gelmiyor mu?  
           
           

29 Kasım 2012 Perşembe

Sonsuz evrenler teorisi üzerine...

       Bir gece uyanıyorsun..Yataktan kalkıyorsun..Ya da kafanı çevirip uyumaya dönüyorsun..
       Sonsuz sayıda evren teorisi burada devreye giriyor..
       Seçtiğin evrende devam ederken , ikinci seçenek olarak seçtiğin evrende de devam ediyorsun..
       Senin için sonsuz olmasa da , hayatın boyunca kendi seçeneklerinle ürettiğin evrenleri düşün..
        Başkalarının seçenekleriyle oluşan bir o kadar evrende var olduğunu..
        Bu yazıyı okumaya karar verdiğinde bu evrende devam ediyorsun..Okumaktan vaz geçen sen bir başka evrende uykuya geçmiş olabilirsin..Ya da..Ya da..
        Bu teori bazı güzel özlemlerde yaratmıyor değil..
        Şu an kaybettiğin , yaşamaktan vaz geçmiş yakınlarını düşün..
        Yaşamaktan vaz geçtiklerinde bu devam eden evreninin içinden çık düşüncenle..
        Yaşamağa devam ettikleri bir dolu evrenini düşün..Onlara gidebilsen..
        Yanaklarını okşadığın ,ellerini tuttuğun ,yanak yanağa mutluluk gülümsemesi dağıttığın evrenleri..
        Arasıra rüyalarında gördüğünde o evrenlere geçiyor olabilir misin ?
        Bu ne güzel bir duygu..Ne güzel bir matematik , fizik ...
        Yeni güzel seçeneklerinle binlerce evreninde ol..
        Yazıyı yarım bırakıp hayalini kurduğun bir evrenin bile oluştu..
        Bir düşün..Bir daha düşün..
       
       

26 Kasım 2012 Pazartesi

Takiyonlar ya varsa..

              Karşıdan bir araba geliyor..Sizde süratle yanından geçtiniz..
              Arabadakileri o süratte tanıyabilirmisiniz ?
              O yüzden takiyonlar olsa da gözlemlemesi en zor parçacıklar..
              Buraya kadar ne anlattım ?
              Eğer takiyon nedir  ? Sorusuyla hiç karşılaşmadınız ya da sormadıysanız saçmaladığımı düşünebilirsiniz..
              Takiyon ışıktan hızlı olan parçacık yada parçacıklardır..
              Varmı dır?
              Işıktan hızlı hiç bir hareketin olamayacağı bu günkü denklemlerimiz ve kurallarımızla kabul edilmiş bir gerçek..
               Ya varsa ?
               İşte o zaman benim başta söylediğim kurgu gündeme geliyor ..
               Işıktan hızlı olmayan ama saniyenin milyarlarca küçük bir zamanında oluşan parçacıkları bile zor gözlemlerken Takiyonları gözlemlemenin zorluğunu siz düşünün..
               Bir zaman ayırın ve düşünün..
               

20 Kasım 2012 Salı

Ohh..Bugün de geçti devam ettt..

         Bir haber okudum..Ölüm saati geni bulundu..
         Bütün insanların taşıdığını sandığım bir saat..
         Önceleri pek umursamazsınız içinizdeki tıkırdayan saati..Sonra tiktaklar beyninize daha kuvvetli vurmaya başlar..Saymaya başlarsınız yılları ..Derken ayları ,haftaları ,günleri , saatleri ,dakikaları ,saniyeleri ...
         Ve tık......
         Bu öyle bir şey değilmiş..Günün hangi saatinde öleceksin bunun saatiymiş..
         Adamın kafasını karıştırıp kurcalamıyor değil..
         Saat öğlen 13 .00 diyor örnek olsun diye...
         Sabah kalkıyorsun 8.00 beş saat vaktin var..Aceleye lüzum yok ..Kahvaltını güzelce yap .. Gazeteni oku ,internete bak ..Saat 10.00 dışarı çık..Arabaların arasından yola atla sağına soluna bakmadan..Vaktin daha gelmedi.. Yolun ortasından yürü..En iri adamlara bas kalayı gitsin..
         12.30  artık zaman yaklaşıyor..Korunaklı bir yer bul kendine , arkanı sağlam bir duvara ver.. Eline bir magazin dergisi al..Seyahat filan olsun..Kalbe de dikkat ..Otur sakin sakin bekle..Garsonun ileri masada düşürdüğü bardak seni korkutsa da bekle..Oku dergini umursamaz gibi görünerek..
         Saat 14.00
         Ohh.. Bugün de geçti devam etttt...
       
     

16 Kasım 2012 Cuma

Bir başka şekilde düşünsek..

           Hayatımızda herşey bizim baktığımız ve gördüğümüz gibi mi?
           Değil...
           Doğada neredeyse hiç bir şey gördüğümüz gibi değil?
           Hele düşündüğümüz , algıladığımız gibi olmayan o kadar şey var ki..
           Gözünüzü alan güneş  sekiz dakika önceki güneş..
           Kokladığınız çiçek o kokuda değil..
           Bunlar algılama yanılgılarımız..
           Gece gökyüzünden hiç bahsetmiyorum o yüzden..
           Görme duyumuzun biraz daha düşük ışıkları  algılaması olsa..Başka bir söylemeyle gece görüş sistemimiz açık olsa geceler gündüz olurdu..
           Veya sırtlan gibi koku alabilsek gül , lavanta kokularından daha güzel kokuları duyabilirdik..
           Filin duyma yetisine sahip olsak hayatımız gürültüden yaşanmaz hale gelirdi..
           Ya zamanla ilişkimizde bir değişiklik olsa her şeye sondan başlayıp başa gitseydik..
           Düşünün bir ..
           Düşünmek bile çok zor..
           Öyle düşünmenin proteinleri bile beynimizde zor oluşuyor..
           Ama siz yine de düşünün...

14 Kasım 2012 Çarşamba

Düşünceyle başlıyor her şey..

         Dedeniz şimdi sizinle top oynamaya çıkacak mı ?
         Geçseniz pencerenin altına bir ıslık çalsanız ..
         Olmadı dedenizin annesi sizden onu parka götürmenizi göz kulak olmanızı söylese.. Sizde akrabalığın , dedenizin sizin elinizden tutup parka götürdüğü günlerin hatırına herhangi bir işinizden vazgeçip elinden tutup onu parka götürseniz..Düşersin dikkat et deseniz ,düşşe..Üstün kirlendi gel bakayım deseniz..Üstünü çırpsanız narin narin..
         Bunun için biraz hızlı olmak yeter..
         Benden değil..Işıktan..Sonra ben ağır ağır ileri..Siz hadi bakalım geri..
         Biraz hızlı..
         Şu son saatinizi şu andan itibaren geri dönüp geriye doğru yaşadığınızı bir düşünmeye çalışın..
         Zamanı tepetaklak edin..
         Düşünmesi bile güzel..
         Düşünceyle başlıyor herşey..

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı